EGO

En önce anlaşılması gereken ÅŸey egonun ne olduÄŸudur. Bir çocuk doÄŸar. DoÄŸduÄŸunda kendisi hakkında hiçbir bilinci, bilgisi yoktur. Ve bir çocuk doÄŸduÄŸunda ilk olarak farkına vardığı ÅŸey kendisi deÄŸil diÄŸeridir. Bu doÄŸaldır çünkü gözler dışa doÄŸru açıktır, eller diÄŸerlerine dokunur, kulaklar baÅŸkalarını duyar, damak yiyecekleri tadar ve burun dışarıyı koklar. Tüm bu duyular dışa doÄŸru açıktır. DoÄŸmanın anlamı da budur. DoÄŸumun anlamı, bu dünyaya gelmektir, dışarının dünyasına. Dolayısıyla da bir çocuk doÄŸduÄŸunda, bu dünyanın içine doÄŸar. Gözlerini açar ve diÄŸerlerini görür. DiÄŸer siz demeksiniz. Çocuk ilk önce annesinin farkına varır. Daha sonra da yavaÅŸ yavaÅŸ kendi bedeninin farkına varmaya baÅŸlar. Bu da aslında diÄŸerdir ve de bu dünyaya aittir. Acıkır ve bedenini hisseder; ihtiyacını giderdiÄŸinde de bedenini unutur. Bir çocuk ÅŸöyle yetiÅŸir: Önce sizin, ötekinin farkına varır ve sonraysa sizinle, ötekiyle kıyaslayarak yavaÅŸ yavaÅŸ kendisinin farkına varır. Bu farkındalık yansıtılmış bir farkındalıktır. O kendisinin kim olduÄŸunun bilincinde deÄŸildir. O yalnızca annenin ve de onun kendisi hakkında ne düÅŸündüÄŸünün farkındadır.

 

EÄŸer annesi ona gülümserse, onu takdir ederse, ‘Sen çok güzelsin’ derse, onu kucaklayıp öperse çocuk kendisi hakkında iyi ÅŸeyler hisseder. İşte ÅŸimdi bir ego doÄŸmuÅŸtur. Takdir,sevgi, ilgi aracılığıyla iyi olduÄŸunu, deÄŸerli olduÄŸunu ve bir önemi olduÄŸunu hisseder. Bir merkez doÄŸar. Yalnız bu merkez yansıtılmış bir merkezdir. Onun gerçek varlığı deÄŸildir. Kendisinin kim olduÄŸunu bilmez; yalnızca baÅŸkalarının kendisi hakkında ne düÅŸündüÄŸünü bilir. Ve bu bir egodur; yansıma,, baÅŸkalarının ne düÅŸündüÄŸüdür. Åžayet herkes onun bir iÅŸe yaramaz olduÄŸunu düÅŸünürse, kimse onu takdir etmez, ona gülümsemez. Böyle bir durumda da bir ego doÄŸar: Hastalıklı bir ego; üzgün, reddedilmiÅŸ, deÄŸersiz ve diÄŸerlerinden aÅŸağıda hissederken kendisini incinmiÅŸ. Bu da bir egodur. Bu da bir yansımadır. Önce anne – ve anne baÅŸlangıçta tüm dünya demektir. Sonradan anneye baÅŸkaları katılır ve dünya büyümeye baÅŸlar.Ve bu dünya büyüdükçe de ego daha karmaşıklaşır çünkü birçok baÅŸka insanın daha görüÅŸleri yansır.

 

Ego biriktirilmiÅŸ bir olgudur, baÅŸkalarıyla yaşıyor olmanın bir yan ürünüdür. EÄŸer bir çocuk tamamıyla yalnız yaÅŸarsa, hiçbir zaman ego geliÅŸtirmeyecektir. Ama bunun bir yararı olmaz. Bir hayvan gibi kalacaktır. Hayır, böyle bir ÅŸey onun gerçek kendi benliÄŸini bileceÄŸi anlamına gelmez. Ego bir zorunluluktur çünkü gerçek olan ancak sahtesi aracılığıyla anlaşılır. KiÅŸi onun içerisinden geçip gitmelidir. Bu bir öÄŸretidir. Gerçek yalnızca yanılsama sayesinde anlaşılır. Gerçek olanı doÄŸrudan bilemezsiniz. Öncelikle gerçek olmayanın ne olduÄŸunu bilmek zorundasınızdır. Önce gerçek olmayanı tanımak zorundasınız. Bu tanışıklık vasıtasıyla gerçeÄŸin ne olduÄŸunu bilmek için yeterli hale gelirsiniz. Åžayet siz sahteyi sahte olarak bilirseniz, gerçek üzerinize gün gibi doÄŸar. Ego bir ihtiyaçtır; o toplumsal bir ihtiyaç, toplumsal bir yan üründür.

 

Toplum sizin çevrenizdeki her ÅŸeydir – siz deÄŸil ama etrafınızdaki tüm ÅŸeylerdir. Her ÅŸeyden sizi çıkarttığınızdaki ÅŸeydir toplum. Ve herkes yansıtır. Okula gidersiniz ve öÄŸretmen sizin kim olduÄŸunuzu yansıtacaktır. DiÄŸer çocuklarla arkadaÅŸlıklarınız olacak ve onlar sizin kim olduÄŸunuzu yansıtacaklar. Adım adım herkes sizin egonuza bir ÅŸeyler katar ve herkes egonuzu topluma problem oluÅŸturmayacak hale getirmeye çalışır. Onların derdi siz deÄŸilsinizdir. Onlar toplumla ilgilenmektedirler Toplum kendisini düÅŸünür ve bu böyle de olmalıdır. Onların önemsediÄŸi ÅŸey sizin ‘kendini bilen’ insanlar haline gelmeniz deÄŸildir. Onlar için önemli olan sizin toplum denen mekanizmanın yararlı bir parçası olmanızdır. Resmi bozmamalısınız. Dolayısıyla da size toplumla uyumlu bir ego verirler.

 

Size ahlak öÄŸretirler. Ahlak, size topluma uyacağınız bir ego vermek anlamına gelir. EÄŸer siz ahlaklı deÄŸilseniz, ÅŸurada ya da burada uyumsuz olursunuz. Bu sebeple suçluları hapishanelere koyarız – hayır,yanlış bir ÅŸey yaptıklar için ya da onları hapse atmakla onların iyileÅŸeceÄŸi için falan deÄŸil! Sadece onlar uyumsuzdur. Onlar sorun üretirler. Onların sahip oldukları türden egoları toplum onaylamaz. Åžayet toplum onaylarsa her ÅŸey iyidir. Bir adam birisini öldürür – o bir katildir. Ve aynı adam savaÅŸ zamanında binlercesini öldürür – o muhteÅŸem bir kahraman haline gelir. Toplum cinayetten rahatsız olmaz ama cinayetin toplum için iÅŸlenmesi gerekir.O zaman sorun kalmaz. Toplum ahlakı önemsemez. Ahlak yalnızca sizin topluma uymanız demektir. Toplum savaÅŸtayken ahlak deÄŸiÅŸir. Barış dönemindeyken toplumun baÅŸka ahlakı vardır Ahlak toplumsal bir politikadır. Diplomatiktir. Tüm çocukların toplumla uyumlu halde yetiÅŸtirilmesi ÅŸarttır ve her ÅŸey bu kadar basittir. Çünkü toplumun ilgilendiÄŸi tek ÅŸey yararlı üyelerdir. Toplum sizin kendinizi bilmeniz gerekliliÄŸiyle ilgili deÄŸildir. Toplum bir ego yaratır çünkü ego istenilen yönde kullanılabilir ve kontrol altında tutulabilir. KiÅŸinin öz benliÄŸiyse hiçbir zaman kontrol edilip kullanılamaz.

 

Toplumun bir insanın öz benliÄŸini kontrol altında tuttuÄŸu duyulmuÅŸ bir ÅŸey deÄŸildir ÇocuÄŸun bir merkeze ihtiyacı vardır ve çocuk kendi merkezinin tamamıyla farkında deÄŸildir. Toplum ona bir merkez verir ve çocuk ta azar azar toplumun kendisine verdiÄŸi egonun kendi merkezi olduÄŸuna ikna olur. Bir çocuk eve döner – ÅŸayet sınıfta birinci olduysa tüm aile mutludur. Onu kucaklayıp öper, omzunuza alır dans edersiniz ve, ‘Ne güzel bir çocuk! Sen bizim için gurur kaynağısın’ dersiniz. Ona ayırt edilmesi güç bir ego verirsiniz. EÄŸer çocuk eve utanç içinde, baÅŸarısız becerememiÅŸ, sınıfta kalmış olarak gelirse ya da alt sıralarda kalmışsa – o zaman kimse onu takdir etmez ve o da kendisini dışlanmış hisseder. Bir dahaki sefere daha sıkı çalışacaktır çocuk çünkü merkezi sarsıntı hisseder.

 

Ego her zaman sarsıntıdadır, her zaman beslenmenin peÅŸindedir, yani birisinin takdir etmesi gerekir. Bu nedenledir ki sürekli ilgi talep edersiniz. Kim olduÄŸunuz hakkında baÅŸkalarından fikir alırsınız. Bu doÄŸrudan bir deneyim deÄŸildir. Sizin kim olduÄŸunuz hakkında edindiÄŸiniz fikirken baÅŸkalarından gelir. Onlar sizin merkezinizi biçimlendirir. Bu merkez sahtedir çünkü siz kendinize ait gerçek merkezinizi taşımaktasınız. O kimsenin karışamayacağı bir ÅŸeydir. Kimse ona ÅŸekil veremez. Siz onunla beraber gelirsiniz Siz onunla doÄŸarsınız. Bu demektir ki, sizin iki merkeziniz vardır. Birisi varoluÅŸun size vermiÅŸ olduÄŸu, sizin beraber geldiÄŸiniz merkezdir. Bu gerçek öz benliÄŸinizdir. Ve diÄŸeri, toplum tarafından yaratılmış olan merkez ise egodur. O sahte bir ÅŸeydir – ve çok büyük bir kandırmacadır. Ego arcılığıyla toplum sizi kontrol etmektedir. Siz belli bir ÅŸekilde davranmak zorundasınızdır, çünkü sadece o zaman toplum sizi takdir eder. Belli bir tarzda yürümek, belli bir ÅŸekilde kahkaha atmak; belli bir tarzı, ahlakı, formülü takip etmek zorundasınız. Ancak o zaman toplum sizi takdir eder, ve etmezse de egonuz sarsılır. Ve egonuz sarsıldığında, kim olduÄŸunuzu, nerede olduÄŸunuzu bilmezsiniz. BaÅŸkaları size fikri verdi. Bu fikir egodur.

 

Onu mümkün olduÄŸunca derinden anlamaya çalışın, çünkü ondan kurtulmak durumundasınız. Ve ondan kurtulamazsanız hiçbir zaman öz benliÄŸinize ulaÅŸamazsınız. Çünkü siz merkeze bağımlı haldesiniz, hareket edemezsiniz ve öz benliÄŸinize bakamazsınız. Ve, egonun parçalanacağı, kim olduÄŸunuzu bilmeyeceÄŸiniz, nereye gidiyor olduÄŸunuzu bilemeyeceÄŸiniz, tüm sınırların eriyip gittiÄŸi geçici bir zaman dilimi, bir aralık olacağını anımsayınız. En basitinden aklınız karışacak, bir kaos olacak. Bu kaos nedeniyle egonuzu kaybetmekten korkarsınız. Fakat bu böyle olmak zorundadır. KiÅŸi kendi gerçek merkezine varmadan önce bu kaosun içerisinden geçmek zorundadır. Ve ÅŸayet cesursanız, bu dönem kısa olacaktır. EÄŸer korkarsanız ve tekrar egonun kucağına düÅŸerseniz, ve yeniden onu ayarlamaya baÅŸlarsanız, iÅŸte o zaman çok, çok uzun sürebilir; bir çok hayat ziyan edilebilir. Åžöyle bir öykü duymuÅŸtum: Küçük bir çocuk büyükannesini ziyaret etmekteymiÅŸ. Sadece dört yaşındaymış çocuk. Geceleyin büyükannesi onu uyuturken, çocuk aniden bağırmaya ve aÄŸlamaya baÅŸlamış ve "Eve gitmek istiyorum. Karanlıktan korkuyorum" demiÅŸ. Fakat büyükanne de, "Çok iyi biliyorum ki, evde de karanlıkta uyuyorsun; hiç bir zaman ışığının yandığını görmedim. Öyleyse burada neden korkuyorsun?" diye sormuÅŸ. Çocuk, "Evet, bu doÄŸru – ama o BENİM karanlığımdı" demiÅŸ. Bu tamamıyla bilinmeyen bir karanlık. Karanlık ile birlikte bile, "Bu BENİM" diye hissediyorsunuz. Dışarıdayken bilinmeyen bir karanlıktır. Egoyla birlikte ise "Bu BENİM" diye hissediyorsunuz. Sorunlu olabilir, belki de bir çok can sıkıntısı yaratır ama hala o benim. Tutunacağınız, yapışacağınız, ayaklarınızın altında olan bir ÅŸey; boÅŸlukta, vakumda deÄŸilsiniz. Berbat bir durumdasınız, ama en azından VARSINIZ. Kötü hissetmek bile size ‘ben varım’ hissi verir. Ondan uzaklaşınca korku her yanı sarar; bilinmeyen karanlıktan ve kaostan korkmaya baÅŸlarsınız – çünkü toplum sizden bir parçayı silmeyi baÅŸarmıştır. Aynen ormana gitmek gibidir bu. Biraz temizlik yaparsınız, zemini biraz temizlersiniz; çit örer, küçük bir kulübe yaparsınız; küçük bir bahçe yaparsınız, çim bir alan, ve iyisinizdir. Çitinizin ötesi ormandır, vahÅŸidir. Burada (alanınızda) her ÅŸey yolundadır, herÅŸeyi planladınız. Nasıl olduÄŸu böyledir iÅŸte.

 

Toplum sizin bilincinizde bir miktar temizlik yapmıştır. Küçük bir kısmını tamamen silmiÅŸtir, çitle çevirmiÅŸtir. Orada her ÅŸey yolundadır. İşte tüm üniversitelerinizin yaptığı da budur. Bütün kültürün ve ÅŸartlandırmanın temeli kendinizi evinizde hissettirecek bir kısmı temizlemektedir. Ve siz o zaman korkarsınız. Çitin ötesinde tehlike vardır. Çitin ötesindeki de, çitin içindeki gibi sizsiniz – ve bilinçli zihniniz sadece bir bölümüdür, tüm varlığınızın onda biridir. Onda dokuz karanlıkta bekliyor. Ve bu onda dokuzun içinde sizin gerçek merkeziniz saklıdır. Korkusuz, cesur olmak zorundasınız. Bilinmeyene adım atmalısınız. Bir süre tüm sınırlar kaybolacaktır. Bir süre başınız dönecek. Bir an için deprem olmuÅŸçasına çok korkacak ve sarsılacaksınız. Ama eÄŸer cesur olur, geri çekilmezseniz, sürekli bir ÅŸekilde egonuzun kucağına düÅŸmezseniz, bir çok hayatlarınız boyunca taşımakta olduÄŸunuz gizli bir merkeziniz vardır orada. Bu sizin ruhunuz, benliÄŸinizdir. Bir kez ona yakınlaÅŸtığınızda, her ÅŸey deÄŸiÅŸir, her ÅŸey yerine oturur. Fakat bu yerleÅŸtirme toplum tarafından yapılmaz. Artık her ÅŸey bir kaos deÄŸil kozmoz’a dönüÅŸür; yeni bir düzen ortaya çıkar. Fakat bu artık toplumun düzeni deÄŸildir – o tam olarak varoluÅŸun kendi düzenidir. O, Buddha’nın Dhamma, Lao Tzu’nun Tao, Heraclitus’un Logos dediÄŸi ÅŸeydir. İnsan yapımı deÄŸildir. O TAM OLARAK varoluÅŸun kendi düzenidir. O zaman aniden herÅŸey tekrar güzelleÅŸir ve ilk olarak gerçekten güzeldir, çünkü insan yapısı ÅŸeyler güzel olamazlar.

 

YapabileceÄŸiniz en iyi ÅŸey onların çirkinliklerini gizlemektir hepsi bu. Onları süsleyebilirsiniz ama hiçbir zaman güzel olamazlar. Aradaki fark aynen gerçek bir çiçekle plastik ya da kağıt çiçekler arasındaki gibidir. Ego plastik bir çiçektir – ölüdür. O çiçek gibi gözükür, çiçek deÄŸildir. Onu bir çiçek olarak adlandıramazsınız. Hatta onu çiçek olarak adlandırmak dilbilimi açısından da yanlıştır, çünkü çiçek, açan ÅŸeydir. Ve bu plastik ÅŸey sadece bir nesnedir, çiçek açmanın kendisi deÄŸil. O ölüdür. İçinde yaÅŸam yoktur. İçinizde çiçek açan bir merkeze sahipsiniz. Bu yüzden Hindular onu bir lotus çiçeÄŸi olarak adlandırırlar – o çiçek açmanın kendisidir. Bin yapraklı lotus çiçeÄŸi derler ona. Bin tane demek sınırsız yaprak demektir. Ve çiçek, açmaya devam eder, hiçbir zaman durmaz, ve hiçbir zaman ölmez. Ama siz plastik bir egoyla yetiniyorsunuz. Neden yetiniyor olduÄŸunuzun sebepleri vardır. Ölü bir ÅŸeyde çok uygun ÅŸeyler vardır. Bir tanesi, ölü bir ÅŸeyin hiç ölmeyeceÄŸidir. Ölemez – hiç yaÅŸamadı ki! Dolayısıyla plastik çiçeklere sahip olabilirsiniz, bir yönden iyidirler. Kalıcıdırlar; ölümsüz deÄŸil, süreklidirler Bahçenin dışındaki gerçek çiçek ölümsüzdür, ama kalıcı deÄŸildir. Ve ölümsüz olanın kendisine özgü ölümsüz olma yolu vardır. Ölümsüz olmanın yolu tekrar tekrar doÄŸup ölmektir. Ölüm yoluyla kendisini tazeler, gençleÅŸtirir. Bize göre çiçek ölmüÅŸ gibi görünür – hiç ölmez. Sadece bedenleri deÄŸiÅŸtirir, böylece her dem tazedir. Eski bedeni bırakıp yenisine girer. BaÅŸka bir yerde açar; açmaya devam eder. Yalnız, biz bu sürekliliÄŸi göremeyiz çünkü o görünmezdir. Biz yalnızca bir çieçeÄŸi, baÅŸka bir tanesini görürüz, hiç bir zaman sürekliliÄŸi görmeyiz. Dün açan çiçekle aynı çiçektir o. Aynı güneÅŸtir, ama ayrı bir elbisede.

 

Egonun belli bir niteliÄŸi vardır – o canlı deÄŸildir. O plastikten yapılma bir ÅŸeydir. Ve onu elde etmek çok kolaydır, çünkü onu birileri verir. Sizin aramanıza gerek yoktur, arayışla bir ilginiz yoktur. Bilinmeyenin peÅŸinde bir arayan haline gelmezseniz, bir birey olamamışsınız demektir bu. Sadece kalabalığın bir bileÅŸenisinizdir. Sadece bir kütlesiniz. Gerçek bir merkeze sahip deÄŸilken nasıl bir birey olursunuz? Ego birey deÄŸildir. Ego toplumsal bir olgudur – o toplumdur, siz deÄŸilsiniz. Fakat o size toplumda bir iÅŸlev verir, toplumda bir yer verir. Ve eÄŸer siz onunla yetinmeye devam ederseniz, kendi benliÄŸinizi bulma fırsatını temelden yitirmiÅŸ olursunuz. İşte bu yüzden son derece mutsuzsunuz. Plastik bir hayatla nasıl mutlu olabilirsiniz ki? Sahte bir yaÅŸamla nasıl zevkli, huzurlu ve mutluluk içerisinde olabilirsiniz? İşte o zaman da ego bir çok can sıkıntısı yaratır, milyonlarcasını. Siz onu göremezsiniz çünkü o sizin kendi karanlığınız. Ona göre ayarlandınız. Tüm mutsuzlukların ego aracılığıyla hayatınıza girdiÄŸini fark ettiniz mi? O sizi mutlu kılmaz; sadece mutsuz yapar. Ego cehennemdir. Acı çektiÄŸiniz zaman izleyip analiz etmeye çalışın ve göreceksiniz ki, bir yerlerde neden egodur. Ve ego acı çekmek için sebepler bulmaya devam eder. Siz de herkes gibi bir egoistsiniz. Bazıları yüzeydedir, çok belirgindir ve onlar çok ta zor deÄŸildir. Bazılarıysa çok derinlerde ve zor fark edilirler ve onlardır esas problem. Bu ego sürekli olarak baÅŸkalarıyla çatışma halinde belirir çünkü her ego kendinden hiç emin deÄŸildir. Öyle olmak ta zorundadır – çünkü sahtedir. Elinizde hiç bir ÅŸey olmadığı halde var olduÄŸunu düÅŸünüyorsanız, sorun çıkacaktır. Biri çıkar da "Sende hiç bir ÅŸey yok" derse, kavga baÅŸlar, çünkü siz de bir ÅŸey olmadığını hissediyorsunuzdur. DiÄŸerleri gerçeÄŸi fark etmenizi saÄŸlar. Ego sahtedir, o hiç bir ÅŸeydir. Bunu siz de biliyorsunuz. Bunu nasıl olur da bilemezsiniz? Mümkün deÄŸil! Bilinçli bir varlık – nasıl olur da bu egonun sahte bir ÅŸey olduÄŸunu bilemez? Ve birilere diyor ki, hiç bir ÅŸey yok – ve birileri hiç bir ÅŸey yok dediÄŸinde gerçeÄŸi söylerler onlar; darbe yersiniz – ve hiç bir ÅŸey doÄŸrular kadar çarpıcı olamaz. Savunmak zorundasınızdır, çünkü savunmazsanız, savunmaya çekilmezseniz, o zaman nereye gideceksiniz? Kayıplara karışacaksınız. KimliÄŸiniz dağılacak. Dolayısıyla savunacak ve savaÅŸacaksınız – çatışma budur iÅŸte. Kendi benliÄŸini bulmuÅŸ bir insan hiç bir zaman çatışmaz. Birileri onunla çatışmaya gelse de, o kimseyle çatışma halinde deÄŸildir.

 

Bir Zen üstadı sokak boyunca yürürken başına böyle bir ÅŸey gelmiÅŸ. Bir adam koÅŸarak gelmiÅŸ ve sert bir ÅŸekilde ona vurmuÅŸ. Üstat yere düÅŸmüÅŸ. AyaÄŸa kalkmış ve önceden yürüdüÄŸü yönde, geriye bile dönüp bakmadan tekrar yürümeye baÅŸlamış. Yanında bir öÄŸrencisi varmış. Åžoka uÄŸramış. "Bu adam da kim? Bu nedir? Böyle birileri yaşıyorken, herhangi birisi gelip sizi öldürebilir. Ve siz adamın kim olduÄŸunu, bunu neden yaptığını merak edip dönüp bakmadınız bile" demiÅŸ. Üstat da, "Bu onun sorunu, benim deÄŸil" demiÅŸ. Siz aydınlanmış birisiyle çatışabilirsiniz, ama bu sizin sorununuzdur, onun deÄŸil. Ve bu çatışmada incinirseniz o da sizin kendi sorununuzdur. O sizi incitemez. Bu bir duvarı yumruklamak gibidir – canınız yanacaktır ama duvar deÄŸildir sizi inciten.

 

Ego sürekli problem peÅŸinde koÅŸar. Neden? Çünkü kimse size ilgi göstermezse, ego acıkmış hisseder. O ilgi ile yaÅŸar. Dolayısıyla, birisi size kızgın ve sizinle kavga ediyorsa, bu bile iyidir, çünkü en azından ilgisi üzerinizdedir. EÄŸer birisi severse, iyidir. EÄŸer kimse sizi sevmiyorsa, o zaman kızgınlık bile iyi olacaktır. En azında ilgi üzerinizde olacaktır. Fakat, kimse size hiç bir ilgi göstermezse, kimse sizin önemli birisi olduÄŸunuzu düÅŸünmezse, o zaman egonuzu nasıl besleyeceksiniz? DiÄŸerlerinin ilgisine ihtiyaç vardır. Milyonlarca ÅŸekilde insanların ilgisini çekersiniz; belli bir tarzda giyinirsiniz, güzel görünmeye çalışırsınız, çok kibar olursunuz, roller edinirsiniz, deÄŸiÅŸirsiniz. Ne t&

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)