Agora’da Mesih’in Gözcüleri

Yarı baygın yatarken, gözlerimi açtığımda kendimi ıssız bir mezarlığın ortasında buldum… Civarda gökyüzüne değecekmişcesine uzanan selvileri sallayan ölümün ve rüzgarın sesinden başka bir şey duyulmuyordu… Biraz sonra mezar taşları hareket etmeye yerlerinden oynamaya başlamıştı… Toprak yırtılmış her bir mezardan, giyisilerinden arınmış insanlar çıkıyordu…

Sonra her biri eline mezar taşını alarak yürümeye başladı. Arada tanımadığım birisi elimden tutarak sürükledi beni, koro halinde yaşam üzerine şarkılar söylüyorlardı…

Yüksek dağlar, yeşil vadiler aştık. Yemyeşil çimenlerin süslediği yamaçtan inip, masmavi denizin sahillerine ulaştık… Sonra denizin üzerinde bitmeyen şarkılarımzla yürüdük… Sonsuz bir maviliğe akıyorduk… Denizin tam ortasına geldiğimizde bir anafor bizi kendine çekti ve bilinmez derinliklere sürükledi. Bir başka ülkenin gizemli sokaklarındaydık…Geniş labirentlerden geçtik, sonsuz bir alana ulaştık. Agora’da Mesih’in gözcüleri karşıladı bizi… O gizemli ülkenin halkıyla birlikte bir anfi-tiyatro da toplanmıştık. Ellerimizde tuttuğumuz mezar taşlarını gören halk, bizim tepkilerimizi ölçümlemiş, düşüncelerimizi değer süzgecinden geçirmiş, eyleme bizimle birlikte katılmaya karar vermişti.

Mesih aynı sevecenlik dolu nur yüzüyle selamladı bizi… Sevgiler gönderdi her birimize.. Sonra ne istediğimizi sordu. Bizse, ölümü yaşama, cehennemi cennete yeğlediği için böyle bir dünyadaki yaşamın yasalarını kabul edemeyeceğimizi haykırdık hep bir ağızdan.. Mesih önce şaşırdı, sonra utandı ve ardından gözyaşlarını tutamadı… İçin için ağladı uzun süre… Sonra çıplak bedenlerin ellerinde tuttuğu mezar taşlarındaki yazılanları okumaya  başladı birer birer…

2 people like this post.

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • MySpace
  • PDF
  • RSS
  • Technorati
  • Twitter

Leave a Reply