Eğitim Üzerine..
En küçüğümüzden en büyüğümüze kadar eğitim hakkında fikri olmayan yoktur. Sistemin içinde en başarılı olandan en başarısız olana kadar herkes de bir yerlerde bir yanlış olduğunun farkındadır aslında. Tek fark başarılı olan için bu yanlışlık bir şekilde rahatsız edici durumda değildir. Bir de çevresine duyarlı biri değilse, zaten zarardan çok fayda getirir.
Şu su götürmez bir gerçek ki, şuanda hali hazırda sistem olarak kullanılan şey tamamen yetersiz ve başarısız bir yapı. Bunun çok çeşitli nedenleri var. Amacım genel hatları ile bu nedenleri belirlemek, daha sonradan bu nedenler üzerine, kapsamlı çözüm önerileri sunmak ilerleyen zamanlarda..
Her şey den önce, toplumsal yapı ile teknolojik ve teknik ilerlemeler paralellik göstermiyor. Bu nedenle, gerek sistem bazında gerekse birey bazında değişime ayak uydurma süreci pek tabi kaçırılıyor. Öte yandan düşünüldüğünde, sistemin kendisinin insan eli ile bir anda değiştirilme fikri ne kadar gerçek ve ne kadar mantıklı, bunun yanı sıra tek bir elle değişmeyen sistemde, sstem içerisinde ki bireyler değişim sürecini nasıl tetikleyebilir? Bunlar da ayrıca üzerinde bağımsız olarak düşünülmesi gereken sorular.
İnsan doğuyor, belirli bir yaşa kadar aile eğitimini belirli ölçülerde alıyor. Daha sonra ise öğretim hayatı başlıyor. Her ne kadar eğitim ve öğretimin bir arada olduğu söylense de, öğretim ağırlıklı giden bir eğitim sisteminin ilk adımları ilköğretim okulları ile başlıyor. Bu yaşlarda belki daha ağırlıklı olması gereken eğitim, öğretim yaklaşımının çok gerisinde kalıyor malesef. Kişisel gelişim sürecinde, ön planda olması gerekirken, asıl ön planda olan Liselere Giriş Sınavı ve bu sınav sonucunu belirleyecek olan, faydaları tartışılır bilgi yüklemeleri oluyor. Baktığınızda, küçük, saf, temiz, meraklı, gözleri parıldayan bu çocuklar, LGS veya adı her ne ise o sınav ile yüzleşiyor ve buraya kadar belki lineer olarak nitelendrebileceğimiz bozulma, bu seviyede logaritmik olarak artıyor.
Çocuklar bu dönemde, not kaygısı yaşamaya başlıyor, merak güdülerinden, kendi ilgi alanlarını, kendilerini keşfetmekten çok, nasıl daha yüksek not alır ve nasıl daha fazla soruya daha fazla doğru cevabı veririm hesabına başlıyorlar. Aileler, onların birer gelişim sürecinde olan çocuklar olduğunu unutup, yarış atları gibi yarıştırmaya başlıyorlar. Tam da bu noktada çocuklar, kopya ile tanışıyorlar.
Öğretilen ve onlara sunulan bilgilerin, gerekliliği onlar için sınavda çıkıp çıkmayacağı ile doğru orantılı oluyor. Sınavda çıkmayacak ama gerekli olan bir bilgi kopya denilen sistem zaafiyeti tarafından kotarılıyor. Faydalı olduğu düşünülen ve sınavlarda çıkacak olan bilgiler ise, tamamen soru çözümüne yönelik, analitik ve korelatik düşünmekten yoksun bir şekilde, ezbere dayalı bir şekilde aşılanıyor.
Buraya kadar trajik bir ilköğretim profili çizdik aslında. Kendisini sistemden dışarı çıkarıp, kuş bakışı bakan birinin kolayca tespitleri bunlar. Tabi burada, bazı sosyolojik ve sosyoekonomik şartlar da devreye giriyor. Genç nüfusun çok yoğun olduğu, istihdamın, bu yoğunluğu kaldıracak düzeyde olmadığı bir ortamda, tabi ki hayatta kalmak için yapılacak yarış çok fazla önem kazanıyor, üstelik güdüsel olarak verilen bu yarışta kazanmak için her yol mübah noktasına ulaşılıyor. Böyle bir durumda, çocuklarının iç dünyası, doğru yetişmesi, düzgün bireyler olmasından çok, mühendis, doktor, avukat vs olması çok daha acil öneme haiz bir olgu oluyor aileler için. Akabinde çocuklara bu bilincin aşılanması görevini bazen sadistlik noktasında farkında olmadan uyguluyorlar. Böylesine acınası bir durumda olan bir ülkenin, başında ki insanın çıkıp hala üç çocuk yapın demesi de gerçekten çok trajik son tahlilde.
Şimdi baktığımızda elimizde ne var ? Duygusal gelişimini olması gerektiği gibi tamamlayamamış, LGS sınavı için üzerinde binbir baskı ile mücadele etmek zorunda olan, kopya ile tanışmış, bilginin değerini tartamayan, merakları törpülenmiş bir çocuk.
Daha sonra lise hayatı gelir. Yine nasıl test edildiği belli olmayan fakar sistemin faydasına işleyen sözüm ona iyi okullara girmiş olsun ya da olmasın, aslında çocukluktan geçliğe geçişte, tüm gençleri aynı sıkıntılar bekler. Bu okullar arasında ki tek fark, yanlışlığını bozukluğunu sürekli vurguladığımız sistemlere olan faydaları.
Lise dönemine kadar geçirmeleri gereken değişimleri geçirmeyen ve üstelik beraberinde bir takım çarpık alışkanlıklarla gelen çocuklar, lisede ellerinde ki değişim fırsatını bir kez daha kaybederler. Bunun olması çok doğaldır çünkü böyle bir içsel yolculuğa bırakın çıkmayı, soru sormaya dahi zamanları yoktur. Önlerinde o muhteşem, önünde saygı ile eğilesi sınav ÖSS vardır.
Bu durak LGS gibi değildir. Çok daha acımasız belki LGS den çok daha anlamsız bir sınavdır. Bu süreç de pek tabi diğer süreçlerde olduğu gibi aslen olması gereken eğitim den uzak öğretimi ezberci sisteme oturtmuş, tamami ile faydacı ve bencil düşünen, ergenliğini ne yazık ki bir şekilde alelade tamamlamış gençleri üreten bir süreç haine dönüşür. Bu bireylerin de kendilerini sistem içerisinde koruyamamış büyük çoğunluğu, analitik düşünmekten uzak, çevrelerine karşı duyarlılığını yitirmiş, bir şeyi elde etmek için yapılacak her türlü şeyin olumlu olduğunu düşünen, etik değerlerin yanına dahi yaklaşmamış bireyler olduğu zaten küçücük bir gözlemle farkedilmekte.
Bu soru şöyle çözülür, bu soru böyle çözülür, ilerde bir sinek olmak istemiyorsan şu mesleği seç, şunda çok para var, bu ÖSS de çıkmaz, vs örnekleri çoğaltmak mümkün.
7 yaşından 17-18 yaşına kadar kademeli olarak devam eden ve son 5-6 yılını logaritmik artış ile gösteren stres birikimi, öğrencinin girdiği bir üniversite ile yerini başka bir takım dinamiklere bırakır. Tabi ilk yılında bu süreci tamamlayamayanlar için süreç ve devinim devam etmektedir. Daha fazla stres birikimi ile.
İlgi alanının önemi yoktur. Yeteneğinin ve hayallerinin de… Üniversite sınavlarından önce puan hedefi belirlersin. Bölüm ise okuldan sonra gelir. Boğaziçi olsun da ne olursa olsun. ODTU ye girim de bahçıvanlık olsa okurum (kesinlikle bahçıvanlık mesleğini küçümsemiyorum. Vurgulamaya çalıştığım vizyonsuzluk). Bu nedenledir ki kazara üniversitelerinde bir yere gelmiş kişiselere bazı toplantılarda yahut bir şekilde katılınan oryantasyonlarda sorulan "Neden burası? Neden bu meslek?" gibi soruların cevapları çoğunlukla gelmez. Gelen cevaplarda tamamen öznellikten arınmış, kitap civaplarıdır.
Devam edelim, elimizde ne var ? LGS dönemindeki duygusal gelişimini tamamlayamamış, eğitim ve öğretim diye kendilerine sunulan şeyler ile adeta körelmiş çocuk Lisede, kendisini toparlama şansını kullanamadan, beraberinde daha önceden gördüklerini alışkanlık haline getirmiş, üstüne yeni olumsuzluklar ekleyerek süreci tamamlamış birey ya da bir şekilde sürecin tekrar edileceği stres birikiminin çok dah fazla artacağı bir başka birey.
Serüvenimizin kalan kısmını, hem orada tamamlamak, genel bir resmini çizip bazı noktaları daha da kalınlaştırmak adına daha sonra tamamlamaya karar verdim şu dakika itibari ile.
Bu konu aslında uzun zamandır üzerinde kafa patlattığım ve yazmak istediğim bir konu idi. Ancak birincisi içerik olarak çok detay barındırdığı için yazım sürecinin sıkıntılı geçeceğini tahmin ettiğimden üşeniyordum. Bir de tabi çok daha fazla hissettiğim bir şey var ki, o da yazım süresince oldukça sinirleniyor oluşum. Bunlar benim bu konuda yazmamı bu güne kadar erteledi. Her ne kadar tam olarak detaylara inmediysem de bunun bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.



Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın