Eğitim Sistemi ve Akademisyenlik Üzerine
Eğitim sistemi genelde üzerinde çok kafa patlattığım bir konu. Enteresan bir öğrencilik hayatı geçirdiğimden garip teecrübelerim oldu. Öte yandan ailemde öğretmen, akademisyen ve eğitim kurumlarında idareci sayısı hatrı sayılır diyebilirim. Bu açıdan da kendi gördüklerimi, onlar sayesinde gördüklerimi hesaba katarsam, öğretmenler ve eğitim sistemi hakkında tek başıma anket yapabilecek kadar çok öğretmenle içli dışlı oldum diyebilirim.
Kişisel anlamda da çeşitli dallarda çeşitli kitlelere çeşitli kereler öğretmenlik yapma şansım oldu. Bu nedenle aslında resme diğer yüzünden de bakabilme fırsatım var, tabi buna genetik olarak öğretmenlik geni de eklerseniz, bu tecrübeler üzerine çok daha fazlası için uygun düzeyde empati yapabileceğimi de farkedeceksiniz.
Ne iş yaparsam yapim, gün sonunda bir kitleye bir şeyler anlatıyor olmak, onların hayatlarında belirli olumlu değişikliklere yol açmak, onları belirli biir hedef doğrultusunda motive etmek, hedeflerini belirlemelerine, yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmelerine yardımcı olmak gibi uğraşların verdiği haz her seferinde çok daha fazla oluyor. Evet bunun genetik bir yönünün olduğu gerçeği kadar, insanları, yaşadığım dünyayı, bilimi, evreni sevmek gibi değişik bir ilgi alanımın olması da önemli bir etken.
Her şey bir tarafa, ister daha küçük yaşlar için, isterse üniversite için, öğretmenlik nihayetinde, yapılması sonucunda para kazanılan bir nevi yapanın hayatını devam ettirebilmesini sağladığı bir meslek. Fakat bu mesleği diğer meslek grubundan ayıran tabi ki çok önemli farklılıklar var. Tüm meslekler içinde benim en önemli olarak gördüğüm meslek grubu öğretmenlik.
Tabi pek çok şeyde olduğu gibi ülkemizde bu meslek de enteresan boyutlarda yapılmakta. Baktığınız zaman ne olduğu ve neyi ölçtüğü belli olmayan bir sınavdan, daha iyi yeri kazanamadığı ve sırtını devlete dayayıp belirli avantajlar yakalayıp hayatı boyunca garanti bir işi olmasını isteyen insanlar tarafından işgal edilmiş durumda. Bu işgal ile, yine bu meslek grubuna gelecekte dahil olacak insanların da benzeri bir şekilde gelmesi sağlanmış oluyor otomatik olarak. Bunun anaokulu düzeyinde başladığını düşünürseniz, o sistemde yetişen birinin o sistemde öğretmenlik yapabilmesi için, yine o sistemin garip mesleki dinamiklerini sağlamak zorunda olduğu bir gerçek.
Hal böyle olunca, yeni yetişenler de geçmiş nesillerden kendilerine kattıkları gelişi güzel öğretmenlik değerlerini yeni nesillere aktarmaktalar.
Nihayetinde eğitim ve öğretim kurumu olarak gösterilen okulların, tabiki sosyopsikolojik, sosyo ekonomik şartlar ile birlikte, abuk subuk bir sistemle çok tehlikeli boyutta varlığını sürdürmekte olduğunu düşünüyorum. Öyle ki eğitim tarafı tamamen bırakılmış, öğretim üzerinde yoğunlaşılmış, üstelik, onun bile bilimsel metodolojilerden uzak bir tarzda, insanlıktan uzak bir çerçeve içerisinde yapıldığı görülmektedir.
Bu durumun çok doğal bir sonucudur ki, matematik bölümünde ki bir araştırma görevlisi kendisine sorulan “türev nedir?, beri benim türevimi alabilir mi? Alırsa bana ne olur? Neden türev alırız? Türev ve diferansiyel arasında ne gibi geometrik bir farklılık vardır?” gibi sorulara cevap veremez. Yahut bir fizik doktoru, salıncakta sallanırken karnında oluşan karıncalanmanın, nedenselliğini düşünemez. Tabi bu arkadaşlarımız, muhtemelen, lise hayatlarını başarı ile tamamlamış, ÖSS den yüksek skorlar alarak bulundukları bölümlere girmiş arkadaşlarımızdır.
Öte yandan “bu neden böyle?” diye soran bir öğrenci çok normal olarak “bu soru böyle çözülür” yanıtını alır. Sonra sınavda biraz değişiği geldiğinde çözemez. Çözemediği zaman pişkin öğretmen “aslında defterinizdeki sorunun benzeriydi, sadece biraz değiştirdim” der. Aklı başında her öğrenci bu yaklaşıma güler. Gülen öğrenci, haylaz olur tembel olur dsiplinsiz olur. Olması da normaldir, nihayetinde bu adam aklıbaşında olduğundan, yaşananlar komik gelecek ve aykırı bir duruma düşecektir. Her neyse..
Daha önceki bir yazımda eğitim sisteminde üniversiteye kadar ulaşabilmiş bir insanın, o noktaya gelişini özetlemiştim. Esasında bu özet, şuan hali hazırda yazmakta olduğum yazı açısından da önemlidir.
Evet doğru bir sistem içerisinde, doğru alışkanlıklara sahip olmuş ve üniversitelerde EĞİTİM ve öğrenim hayatlarını devam ettiren arkadaşlar için üniversite yaşamı biraz daha bireysel çabaların ön planda olduğu, projelerin, araştırmaların iç içe olduğu bir yaşamı beraberinde getirir. Bu esasında harika bir yapıdır. Çocuk geçmişte gerekli sorumluluk bilincini alır, gerekli alışkanlıkları, vizyonu, araştırma kabiliyetini edinir ve akabinde üretmeye başlar.
Aksi durumda, yanlış sistem içerisinde, sadece yarışı, kazanmak için heryolun mübah olduğunu gören bir insan için üniversite hayatı, lisenin üniformasız olduğu bir yaşamdan öteye gidemez. Orada da kopya çekecektir, orada da hocalarını baştan çıkaracaktır, orada da ödevlerini başkalarına yaptıracaktır, oradan da bir şekilde belkide yüksek ortalamalarla mezun olacaktır. Garip gelebilir size, dosyasını windows üzerinden paylaştıramayan, doğru düzgün format atamayan linux kuramayan bilgisayar mühendisliği bölümünde araştırma görevlisi olan insanlar tanıdım. Bu insanların ortalamaları top olduğu için oradalardı =)
Öte yandan bu durum araştırma görevlisi olan kişiyi rahatsız etmez, çünkü sistem içerisinde başarılıdır. Ve ona bir ödül sunulmuştur. Dolayısı ile teoride yanlış yaptığı birşeyler yoktur. Ona bu fırsatı sunanların yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam eder.
Biraz ordan biraz burdan tezler, yetersiz kişisel gelişim, sıfır pedagojik formasyon, yerlerde sürünen insan ilişkileri ile nihayetinde kadrolar açılır ve bu arkadaşlar Yrd.Doç olarak, kendisinden sonrakileri zehirlemek üzere hayata başlarlar. Bu durumla karşılaşan insanlarda iki tür göze çarpar. Sistemin bombokluğunun farkında olmayıp, bu kişilerin önündeki ünvanlara salyası akıp, bu insanları gözlerinde tanrılaştıranlar, bir de tabi yukarıda bahsettiğim örnekte gülen aykırı tipler. Onlar gülmeye devam ederler. Buna karşın, onlara da sistemin elemanları alaycı bir ifade ile güler. Çünkü onlar için hala, ukala, şımarık, başarısız insanlardır.
Üniversitede derslere giren bir insanın önceliği öğrencileridir!!!! Bilim değil. Bilim gelişir, herzaman gelişecektir. Ne kadar triplere de girseler bu insanlar, kendilerini yiyip bitirseler de, bir takım şeyler onlardan bağımsız ilerler. Bir öğretmen birincil görev olarak, kendisinden sonra bilimi geliştiricek olanları eğitmekle yükümlüdür. Bunu iyi yapamıyorsa, ya derslere girmez ya da kendisine daha farklı bir iş arar. Olması gereken bu.
Boktan bir sisteme adapte olamamış insanları yargılamayı ve notlandırmayı kendilerine hak gören öğretmenler, en azından yataklarına yattıkları zaman o günü sorgulasınlar lütfen.
Oradakilerin her biri birer insan! Söylenen sözler, yapılan davranışlar, anlatılan şeyler, gösterilen tepkiler bu insanların hayatlarını şekillendirmelerinde önemli girdiler. Yapmayın allahaşkına, kimse sizden nobel almanızı, John Nash gibi dahi tripleri ile koridorlarda yürümenizi istemiyor. 1000 şey bilmeyin! Bildiğiniz 10 şeyi insanlarla iyi iletişim halinde ruhlarınızı kirletmeden, bu insanların her birinin birer gelecek olduğunu unutmadan öğretin. Şu halde merak etmeyin kalan 990 şeyi bu şekilde yetişenler kendileri öğrenirler.
Bilgiye ulaşımın tuvalete gitmek kadar kolay olduğu, zilyonlarca zibille bilginin herkese açık bir şekilde beklediği ortamda sanıyorum öğretimin değil eğitimin önemini kavramak çok zor olmasa gerek.
Eğer sisteminiz başarılı olsaydı, mezun olan herkes kalifiye eleman olarak nitelendirilirdi, profesyonel ve mesleki etik çerçevesinde hareket eder belirli doğrular ve sorumluluklar dahilinde çalışırlardı. Bugün yurt dışında kopya çeken biri psikologa gönderiliyor ve bizim üllkemizde okulda uzaklaştırılıyorsa, üstüne üstlük sistem sizi sürekli buna zorluyorsa, afedersiniz sayın prof lar, acayip derecede sınıfta kaldınız.
Kafanızı, el alemin fikirlerini aldığınız, orasını burasını değiştirip yeni olarak yayınladığınız makalelerden kaldırın da, azıcık insanlık için edinemediğiniz geri kaaldığınız sorumluluklara çevirin. Şuanda yukarı da profilini çizdiğim şekilde çalışan tüm akademisyenleri bir poşete koyup teraazinin bir kefesine çıkarsam, diğer kefesinde bir öğrencinin hayatına olumlu ölçüde katkısı olmuş bir insanı koysam hangisinin ağır basacağını sizin yorumunuza bırakıyorum.
Yaşadığımız yüzyılda, şu teknoloji çılgınlığında, bir öğrenci verdiği dersten başka bi halt bilmeyen bir öğretmenden fikir alamıyorsa hayatla ilgili sektörle ilgili, hiç boş yere dolanmasın ortalıkda akademisyenim diye.
Principle of Programming Language dersi veren biri Ado.NET e dil diyorsa, C# tam olarak object oriented değil diyorsa, bıraksın bu işi lütfen yani. Ya da otursun en az öğrencisi kadar çalışsın. Ayıp denen bir şey var, bu danışıklı dövüşten vazgeçin artık.
Bir diğer husus ise, bu eleştirilerin yapıldığı şahıslar, sistemlerinin avrupa standartlarına uygunluğu gibi konularla övünürler. Yani buna şaşırmam zaten, bir olay düşünün ki, bizim sosyal karakterimizi oluşturacak düzeyde kritik öneme haiz olsun ve avrupadan devşirilmesin =)
Bazı konulara açıklık getirmek gerekir. Çünkü bu devşirdikleri sistemleri ile övünen bu profil akademisyenler, genelde sistem teorisi bilgisinden çok da nasiplenmemiş insanlardır. Yani sistemin başarılı olabilmesinde pek çok dinamik görev alır. Bu nedendendir ki, Chicago Bulls da oynatılan Triangle Offence, Lakers’da o düzeyde başarı getirmemiştir. En iyi sistemler her zaman, uygulanacağı toplum için en iyi çözümler olmayabilirler.
İflas etmiş bir eğitim öğretim altyapınız varken, üniversitelerinizde, dünya standartlarını uygulamaya çalışmanız çok anlamlı değil. Bu zaten aşikar bir şey ki, liselerde ki eğitimlerimizle övünürken, gereksiz yüklemelerle ezberciliği aşılarken, üniversite de ilk 500 de bir okulumuz bile yok dünya standartlarında. Ironik olarak bu durumun dünya standartlarını üniversitelerimizde uygulamaya çalışırken gerçekleşmesi.
Neyse daha fazla uzatmak istemiyorum ama en azından geribildirimlere önem veren, kendini her daim geliştirmek isteyen, bulunduğu çevreyi dahası kendisini seven sayan akademisyenlere ve olmak isteyenlere Birkaç önerim olacak;
- İçinizdeki ego problemini aşın ve lütfen kişisel problemlerinizi öğrencilerin hayatlarına etki edecek boyutlarda işinize taşımayın
- En temel prensibiniz öncelikle olumlu düşünmek olsun. Öğrencileriniz birar insan üstelik, sistemin yanlış alışkanlıklar kazandırdığı insanlar. Bu nedenle hatalardan ötürü ilk önce sistemi ve kendinizi suçlayın yapıcı olmaya çalışın, bu konuda ısrarcı olun. Bu şekilde siz kazanırsınız, çalıştığınız ünniversite kazanır, hayata kazandırdığınız insan kazanır vs vs
- Öğretmeni olduğunuz insanların, sizden bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olabileceği gerçeğini kabul etmeniz ve ona göre davranmanız gerekir. Devir değişti çünkü.
- Mümkün olduğunca güncel kalmanız, öğrencilerinizi yönlendirebilecek düzeyde sektörel bilgi veya takip durumunuzun olması. Emin olun akademisyenliğinize engel değil.
- Anlattığınız dersi, bu ders zordur bende bu zor dersin dahi hocasıyım triplerinden çıkarak, dersi insanlara kolaylaştıracak şekilde anlatmanız. Karşıdaki insanlara değer vermeniz. Bir router ı yolunuzu kaybettiğinizde yada gitmek istediğiniz yeri bilmediiğinizde, adres sorduğunuz birine benzetmek çok da zor olmasa gerek.
- Mesleki etik anlamında ciddi anlamda geliştirin kendinizi, alakasız insanların kişisel ilişkkileri sayesinde pek çok kereler diplomalar aldıklarına şahit oldum. Bu insanların gelecekti hatalarının veballeri sizin üzerinde olacaktır, insanlık açısından böyle bir yanlışın farkında mısınız ?
- Öğrencilerden size karşı ne ölçüde sorumluluk bekliyorsanız o ölçüde sorumlu olduğunuzu unutmayın. Lütfen siz de en az onlar kadar hazırlıklı gidin derslerinize.
- Öğrencileri kategorileştirmekten vazgeçin demiyorum, özellikle çok öğrencisi olanlar için bu bir takım davranış modellerinin geliştirilmesinde önemli ise de, bu kategorilemeyi not durumuna gööre yapmayın. Mümkün olduğunca onların potansiyellerini ortaya çıkaracak, sizinli kontak halinde olacak projeler vermeye çalışın. Bu sayede daha makul bir kategorizasyon gerçekleşebilir. Düşük not alan, fakat çeşitli şekillerde mesleki açıdan çeşitli başarılar yakalamış insanlar olduğu gibi, tam tersi olarak, top notlara sahip ama bi halta yaramayan insanlar da olduğunu unutmayın lütfen. Bunun yanında, yaptığınız sınavları biraz daha belirleyici şekillerde yapabilirseniz, ozaman bu not dağılımının daha potansiyel dağılımı ile örtüştüğünü göreceksiniz. Buna ek olarak, bazı insanların ciddi bilgi birikimleri ve potansiyelleri olmalarına rağmen çeşitli nedenlerle bunu sizin belirleme yönteminizle ortaya dökemiyor olabilir. Bu insanları harcamayın lütfen.
- Siz her hareketinizle bir modelsiniz, kimisi size bakar sizin gibi olmak ister, kimisi size bakar ve ne olmayacağını farkeder. ODTU de yurda girdiğinizde duvarda bir yazı ile karşılaşırsınız. Orda bulunduğum süre içerisinde her gün okudu merdivenleri çıkarken. Şöyle yazar “Biz misafirleri çok severiz, kimilerini gelirken, kimilerini giderken”
- Öte yandan, bazı kıstaslarınıza uymamaları onları kötü insanlar yapmaz. Background da neler olduğunu hangi servislerin çalıştığını o servislerin beyinde nasıl etkiler bıraktığını bilemezsiniz. Bu nedenle çizmeyin hemen üstlerini. Bir arkadaşım olmuştu, içki içip çakır keyif olmadan ders çalışamıyordu, fakat nnotları da oldukça yüksekti =) Kim bilir ne vardı kafasında hep merak etmişimdir. Yine ODTU yurdunda bir başka yazıyı buraya eklemek isterim; fakat bu yazıdaki özneyi değiştirebilirsiniz dilediğiniz gibi. “Sesslizlik, bazılarının başarısının sırrı olabilir”. Siz buna sessizlik diyin ben içki diyim. VS.
Aslında, daha fazla şeyler yazılabilir fakat bunlar yukarıdaki yazılı önerilerle ortak payda gösterirler. Ayrıca, muhterem öğretmenlerimizin yukarıdaki önerilerden çeşitli türevler alabilme yetilerinin olduğunu düşünüyorum.
Bu profil, dışında tabi ki değerli öğretmenler ,akademisyenler, bilim insanları mevcut. Sölerime onları tenzih ederek son verme işlemine başlamak istiyorum. Bu idelasit işlerine ve kendilerine saygı duyan, çevrelerine değer veren öğretmenler için boynum kıldan ince, saygım sonsuz.
Yazının biraz uzun olduğunun farkındayım, daha fazla uzatmamak adına, olaylara çok yönlü bakıp tarafların tezlerine, ve antitezlerine yer vererek daha da uzatmak istemedim. İleri de bir gün, eğitim teorisi hakkında çok daha detaylı çalışmalarımıı yayınlamayı düşünüyorum. Eminim bunu yaptığım da biri, sen de kimsin diyecektir. Yazının tamamını okuyabilme sabrını göstermiş olan okurlar kolayca ne yapacağımı tahmin edecektir; Güleceğim =))))
Bu arada bu konuda en azından bir yazıyı yazmamı sağlamış olan olay umarım çözülmüştür. Kişiler kendilerini bilirler. =)
Kıssadan Hisse: Contemprorary Cinema diye bir ders alırım, dersde yoklama sınav ile alınır, her derste film izlenir, filme ilişkin sınav yapılır ders sonunda. O gün izlenecek film “Bisiklet Hırsızları”. Bendeniz derse gidemez, fakat filmi önceden hoca duyurduğu için ne izleneceğini bilir ve hocaya bir mail gönderir. “Hocam üzgünüm dersinize katılamadım, ancak gösterimde ki filmi 3-4kez izledim ve düşüncelerimi paylaşmak isterim”. Bu film analiizinden sonra, akşam hocadan tüm öğrencilere, sınava girmeyenler başlıklı bir mail gelir. Ve bakarım ki benim adım yoktur. Orada olmamama rağmen analizim sınav yerine sayılmıştır. Bu bir örnek olay, hem de tam tersi durumların yaşandığı aynı uzay içerisinde. Bir öğretmenin, ruhunun temizliği, iyi niyeti, örnek davranışı, hayata zorluk çıkarmayan, farklı çözüm önerileri getiren vs. Bu kadar örneği vermişken saygılarımı da kendilerine iletmek isterim. Hayatta tanıdığım en pozitif, en olumlu ve destekleyici öğretmenlerden biri olan Suha Calkıvık a bu vesile ile teşekkür etmek isterim. Gerçi bu yazıyı okursa, imla hatalarından dolayı sinirlenecektir =) Bu arada hemen eklemek isterim, bir daha böyle bir hoşgörüyü kullanacak bir şey yapmadım. Bazıları bu davranışın öğrencilere örnek olacağını yada suistimal edileceğini düşünmüş olabilir. Ama insanlara güvenmek ve onlara sorumluluk vermek gerekir. Hatalar olur, ama düzelir herşey.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.
Yorumlar
@Hüseyin Berberoğlu
yorumunuz için teşekkür ederim. bu yazıda evet biraz daha üniversite yaşantısına değindim. daha önceki yazımda, bahsettiğiniz konulara, bir kişinin üniversiteye ulaşana kadar hangi evrelerden geçtiğine tabi sistem içinde, değinmeye çalıştım o yazıyı http://www.kirmizivesiyah.org/index.php/2008/05/11/egitim-uzerine/ bu linkten görebilrisiniz. Böylesine bir sorunu kendi içinde küçük parçalara ayırarak her biri için analizler yazıyorum esasında. Çok ilgimi çeken bir konu. Belki bir yazı dizisi şeklinde ileride daha detaylı ve düzenli bir olaya girişebilirim. =) tekrar teşekkürler düşünceleriniz için.
Bencede çok güzel bir yazı ama türkiyede doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar senin akademik hayatında bi soruna yol açmasın
Yazınıza rastlamam iyi oldu… bazen böyle isabetli/tutarlı uyarılar insanı güzel silkeliyor.
*şu satırları bir daha düşünün derim.
“Mesleki etik anlamında ciddi anlamda geliştirin kendinizi, öğrencisi ile birlikte olan, nasıl yüksek notlar alabilediğine anlam veremediğim olaylara tanık olmak entereesan. Dişiler hakikaten çok tehlikeliler.”
Bu kısmın yazınızı hafiflettiği kanısındayım… olmasa da olur ya da/belki daha uygun bir ima/dil bulunabilir.
@menguceko
Yorum ve önerileriniz için teşekkür ederim.
İlgili alan konusunda esasında haklısınız, yaşandığında yaşanılan ortamı ve mesleği hafiflettiği gibi yazıyı da hafifletmekte, ancak yazıyı yazarken biraz da kendimce bilendiğim için bu kısımda biraz seviye düşürmüşüm farkında olmadan. Buna rağmen, esasında bahsettiğim şeyle inanın çok fazla karşılaştım ve karşılaşıyorum.
Bu kısmı nasıl hafifleteceğimi bilemediğimden şuan için, dediğiniz gibi çıkarmak daha makul göründü tekrar okuduğumda.
Tekrar teşekkürler katkınız ve yorumunuz için.
Yazınızın hiçbir satırını kaçırmamak adına kağıda bastırıp okudum. Çok önemli tespitlerde bulunmuşsunuz. Elinize sağlık. @menguceko`nun ‘hafiflik’ konulu eleştrisine ek olarak ‘B.k’ ve ‘Bom…klğ’ olmak üzere iki kelime var. Bunlar da olmasaydı keşke ama konunun yazarken bile ne kadar sinir bozduğunu okuduğumda anladığım için normal karşılıyorum. Teşekkürler.
@Tayfur
Öncelikle teşekkür ederim düşünceleriniz için. Gerçekten mutlu oldum. Hem yazımın takip edilmesi hem de ortak görüşlerin oldukça fazla sayıda olması nedeni ile.
Üslup aslında biraz tarzım ile ilgili, ama günümüz Türkçe’si için ciddi bir sorun olduğunu sanmıyorum belki yyazı hafifletme konusunda haklısınız. Öte yandan da onca hafifliğe rağmen eleştirirken bile dikkat etme gerekliliği siniri mi de bozmuyor değil =)
Doğru bi noktaya parmak basmışsın,
herkesin farkında olduğu fakat kimsenn artık üzerinde düşünme,konuşma gereği duymayacağı kadar kanıksadığı bi konu bu ülkemizdeki içi boş eğitim-öğretim sistemi.
Senin gibi olayları farklı açılardan gözlemleyen,bunları paylaşarak farkındalığını ortaya koyan insanları asıl siyasette görmek isteriz:)
@Dilara
Yorumun için teşekkür ederim. Evet o kadar köklenmiş o kadar kanıksanmış bir durum ki, başarılı olanda başarısız olan da ses çıkarmıyor. Bu da beni illet ediyor. Siyasete gelince, kısmet =p
[...] kaçmadı ve kendi yazmış olduğum “Eğitim Sistemi ve Akademisyenler Üzerine” adlı yazımı kendisi ile paylaştım. Ek olarak her iki yazı üzerinden şurada görüş alışverişinde [...]
şu türev olayı çok klişe ben bloglarda türev hakkında çok bilmiş yorumlar okuyorum ve türev yorumları bana çok çok saçma ötesi geliyor
neden derseniz matematik uygulamalı bilimler için yapılmamıştır türev de birşeyi anlatmaya mecbur değildir türev aslında fundemental theorem of calculus la tanımlanır ve hiçbir anlamı yoktur genelde biz tek boyutta veya birkaç boyutta türevi anlık değişim vs. gibi basitleştirici şeylerle öğrenciye kavratmaya kalkarız halbuki tarihte integral türevden önce bulunmuştur ki türevin tanımlı olup olmaması foksiyona göre değişmektedir kısacası bir matematikçi bu soruya sadece ve sadece fundemental theorem of calculus u yazarak cevap vermelidir gerisi onun işi değildir
inşallah artık şu çok bilmiş türev yorumları biter ve hayatında differential form un ne olduğunu bilmeyen insanlar dx ve dy leri rahat bırakırlar



Mezunları genellikle bilgisayar öğretmeni olan BÖTE bölümünün bir mezunu olarak yazıyı çok beğendim, elinize sağlık. Genellikle akademisyenlik/üniversite konusuna değinmişsiniz. İlk ve orta öğretimde öğretmenlik yapanlar hakkında da bu yazı kadar bir yazı yazılabilir. Yazının en başında dediğiniz gibi artık öğretmenlik, insanlar tarafından, kutsal bir meslek olarak değil, tatili bol olan, garantili bir devlet mesleği olarak görülüyor. Devlete sırtımı dayayayım, rahat olayım diyor. Devlete sırtını dayama olayı, yani kadrolu olma olayı öğretmenleri köreltiyor, kimse kendini geliştirmiyor, derse girip çıkıyor ve maaşını alıyor, dersin nasıl geçtiğini kimse sorgulamıyor. Neyse bu konu ayrı bir yazı olur aslında..