Hayatın Girişkenliği, Saf Saklayabilmek ve Kış Mevsimi

Beni tanıyanlar, sıcağa ne kadar duyarlı olduğumu ve soğuğu ne kadar sevdiğimi bilirler. Küçüklüğümden beri, kış mevsimini, soğuğu, uyurken üşümeyi çok sevmişimdir. Doğal olarak vucudum ona göre evrimleşti. Karda şortla dolaşırım, mont giymem, kolay kolay üşümem ve hasta olmam. Bu nedenle kış mevsiminin tadını da doya doya çıkarırım. Küçüklük yıllarım babamın görevi dolayısı ile sürekli anadolunun değişik ve kimi zaman ücra köşelerinde geçtiğinden, düşünmek yada yaratıcılık kullanarak kendine oyun alanları yaratmanın dışında yapacak çok fazla şeyiniz olmaz. Dolayısı ile, yalnız hayatta kalabilme, yaratıcılık, anlam revizyonu gibi konularda istemeden uzmanlaşırsınız. Küçükken kar yağdığında garip bir his kaplardı içimi çok tanımlayamadığım. Yani bir taraftan bir sıkıntı, üzerime sürekli bir şeyler yağıyor sıkışmış gibi hissediyorum, bir taraftan da gökyüzünden yep yeni şeylerin gelmesi, gökyüzünün benim erişimimden çok uzak olması ve orayla bir etkileşim içinde olmanın verdiği heyecan ve mutluluk

Dün akşam kış mevsimi ve onun bir parçası olan kar ve kartopu aktiviteleri, benim için travmatik bir olaya neden oldu. Gece boyunca bunu düşündüm ve sabah bu hisle uyandım ve seyrettim karı. Her kesin aksine kar altında yalnız dolaşmayı ayrı bir severim. Çok bireysel, doğrudan kendi özüm için ayırdığım bir zaman gibi gelir. Saftır, katıksız ve etkin.. (Ne tesadüftür ki, Vivaldi’nin de kış mevsimini severim.)

Bu gün bu hissi mi kaybettim. Yani belki kayıp değil ama hani beyaz bir gömleğe sevdiğiniz bir tatlıyı yerken dökmek gibi. Özellikle de nasıl yıkandığını daha önce tecrübe etmediyseniz. Yani hayat beni sürekli şaşırtıyor, sanırım yaşama duyduğum merak hep bundan kaynaklanıyor.

Esasında öyle garip ilerliyor ki, kendinize saklayabileceğiniz çok fazla bir şey elde edemeyebiliyorsunuz. Olasıkları saymayya kalksanız, üstünüze yıkılır sonsuz olasıklar, ama pratikte sanki o kadar sonsuz değilmiş gibi. Sizin hayatınıza bağlı yollar ve haritalar var sürekli kesen ve ortak deneyimler yaşamakk zorunda kaldığınız.

Rastlantıların şaşırtıcı benzerliği bazen insanı derinden etkiliyor. Öyle ki, rastlantı olduğuna inanasımız gelmiyor, hep altında bir teori, bir spiritual olgu arar oluyoruz. Bir şarkı seversiniz, sizi iç dünyanıza götürür ve huzur verir. Orada kalmasını istersiniz, ama hayat size o şarkı ile ilgili bambaşka anılar yaşama fırsatı verir. Gerçekten fırsat mı bilinmez. Ne olduğunu hep sonraları geriye doğru analizlerimizde bizzat şekillendiririz. Çünkü maksat iç rahatlatmak ve hayata yeni bir anlam katabilip yolumuza devam etmek isteriz. Tesadüfler burada devreye girer. Sonra şarkı size özel olmaktan çıkar, ortak bir hatıranın parçası oluverir.

Aslında hayatta hiç bir şey kendimize ait değildir sanki… Her biri birer ortak anının ürünüdür. Sürekli etkileşim halindedir. Bizse sürekli bir yerlerde ve bir zamanlarda, hayattan kendimize ait kendimize has uyaranlar saklama çabası içerisine gireriz. Bu kadar ortaklıklar ve etkileşimler arasında, yine de etkileşimlerimizde ve ortaklıklarımızda bu denli zorlanıyor olmamız ne kadar ironik değil mi?

Garip olan bir başka şey ise, hayatın beklentilerinizi karşılama konusunda bu denli uzman oluşu. Yani, nasıl olur da beklentilerin farkındalığını bu kadar yaşayıp, ya doğrudan karşılar ya doğrudan karşılamaz durumlar çıkarabilir ? Yani, şarkıyı kendinize saklayamamakla bırakmaz, korktuğunuz şey onu kötü bir anı ile birleştirmekse, nedense en “doğru” – ki sizin için en yanlış- anda bunu gerçekleştirebilir. 6 milyar insan ve sayısız çevresel uyaran yahut etmen içinde, herkesin aynı oranda mutlu yada hüzünlü olabileceği kar zarar ilişkileri kurabileceği adil bir sistemi oluşturup sürekliliğini sağlamak Hayat için çok zor bir görev olmalı. Bu açıdan baktığımda ona kızamıyorum.

ve Sevgi gariptir. Tüm bunlara rağmen kış mevsimini sevmekten vazgeçmezsiniz. Yine dışarıda kendinize ait olabileceğini düşündüğünüz bir yürüyüş yapmak istersiniz. Ya da gökyüzüne bakıp her kar taneciğinin ki kendileri  fractal olurlar, içinize yağdığını hissetmek istersiniz.

ve Seçimler zordur. Sevseniz de bazen kış geldiğinde orada olmamanız gerekir…

ve Hayat aslında öğretir… Uzaktan sevmeyi ve zamanı geldiğinde gidebilmeyi…

9 people like this post.

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • MySpace
  • PDF
  • RSS
  • Technorati
  • Twitter
Category: Kişisel
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.
3 Responses
  1. (yorum değil, uyarı) ilk cümle yanlış olmuş:. “Beni tanıyanlar, sıcağa ne kadar duyarlı OLDUĞUMU ve soğuğu ne kadar sevdiğimi bilirler.” olmalı.

  2. Corpus Callosum says:

    @mitat anıl bütüner

    teşekkürler uyarın için düzeltiyorum.

  3. Corpus Callosum says:

    “Acaba Shakira sadece benim midemi mi bulandırıyor?” Bu cümle de hatalı blogunuz da ama nerede hata olduğunu söylemeyeceğim. Nasıl olsa siz de en az benim kadar dil bilgisi biliyorsunuz. Ve önemli olan birbirimizi anlayabilmemiz.

Leave a Reply

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>