Korku…

Korku; yaşanılacak kaderin zırhı değil ki, ardına gizlenelim. Gözyaşları ve korkular, doğacak acıları yüreğimizden silemezdi ki. Kimleri nasıl ve nerelerde yitirdik, kimler hangi acılar , hangi ölümler içinde yok oldular. Hangi işkenceler, hangi yağlı ipler, tüketti bizi bir bir. Analar, hangi hapishanelere savurdu oğullarını ve ölülerinin soğuk yüzlerini öpebilmek için onları nerelerde aradılar?

Çocuklar, hükümlü babalarına hangi kuşun kanadıyla sevgilerini, hangi çiçeğin yapraklarıyla kokularını sundular. Kadınlar, kadınlıklarından, erkeklerse erkekliklerinden ne denli utanç duydular, o krili eller bellerinde gezinirken. Bir demli çayai bir kuru simide, bir kırık sigaraya kimler özlem duydular? Kimler bitmeyecek korkusunu, kimler kinini kanla yıkadılar? Kimler hırpalanmış bedenlerine ve yoksun kalan organlarına dayanacak koltuk deynekleri aradılar? Kimlerin gözlerine bant, kimlerin sicillerine sabıka kaydı koydular? Kimler vatandaştılar, kimler vatandaşlıktan çıkarıldılar? Kimler korkunun kanatlarına sığındılar, kimler analarının babalarının ve kardeşlerinin yüreklerinde arandılar?

Kimler yaptıklarından onur, kimler utanç duydular? Kimler baÅŸka bir yüz baÅŸka bir kılıkta dolaÅŸtılar? Kimler gerçek aydınlığına inandıılar, kimler gecenin karanlığında yok oldular? Kimler cesur ve yürekleriyle aydındılar, kimler aydınların kefenlerine sarındılar?….

Etiketler:

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın

(gerekli)

(gerekli)